dying is fine)but Death
?o
baby
i
wouldn't like
Death if Death
were
good:for
when(instead of stopping to think)you
begin to feel of it,dying
's miraculous
why?be
cause dying is
perfectly natural;perfectly
putting
it mildly lively(but
Death
is strictly
scientific
& artificial &
evil & legal)
we thank thee
god
almighty for dying
(forgive us,o life!the sin of Death
4.10.09
Personal response insanity
Ve işte kimseden ses soluk karşınızdayım efendimböyle otur otur canım sıkıldı gittim birşeyler yedimbaktım hala bilmiyorum ya da televizyona baksam da anlamıyorsunsonra yanında çok mutluymuşum gibi bunları görmezden acını komaya girmem senin gerekliymiş gibi dursa da mutsuzumçok yokhazır kar da anlamıyorumyağmışken iki sessizliği de benzetebilirizbu kadar yok sanıyorsun ve gidişatımın buna haberin yok ölüyorum diyorlaraslında belki de hep söylediğim gibi davranmaktan herkesin bir tek gerçekne var ki ben hiç ve yokmuş anlayabildiğimi zannediyordumhalbuki sen de beni herşey ne kadar güzelbravo bizeşekerli ıvır zıvırdan üzgünümneden ama işte öylekar yağışı ulaşımı engellemiş seninde olabiliryatıp uyusam da aynı sürahiyle uğraşsam daçok standart olmakla beraber hayatımda problemim tek iyi gidenfarkında değilsin şey sensin kendi acısı gelmenden çok yoruldumaslında korkuyorum ki sen bunları acıdan yüzüm kasıldı.
30.9.09
Il fut un Liban des Jardins, comme il est une saison douce.
Come touch me like I'm an ordinary man, have a look in my eyes,
Underneath my skin there is a violence, got a gun in its hands,
Ready to make sense of anyone anything.
Come find me, let me be the lesser of a beautiful man,
Without the blood on his hands,
Come and make me a martyr come and break my feeling,
With your violence put the gun in my hand,
Ready to take out anyone anywhere.
Black holes living in the side of your face,
Razor wire spinning around your blistering sky,
Bullets are the beauty of the blistering sky,
Bullets are the beauty and I don't know why,
Personal responsibility.
Personal response insanity.
Underneath my skin there is a violence, got a gun in its hands,
Ready to make sense of anyone anything.
Come find me, let me be the lesser of a beautiful man,
Without the blood on his hands,
Come and make me a martyr come and break my feeling,
With your violence put the gun in my hand,
Ready to take out anyone anywhere.
Black holes living in the side of your face,
Razor wire spinning around your blistering sky,
Bullets are the beauty of the blistering sky,
Bullets are the beauty and I don't know why,
Personal responsibility.
Personal response insanity.
22.9.09
Falling Off A Log
I will never be as cute as you, according to the board of human relations
I will never fly as high as you, according to the board of public citations
These are just the rules and regulations of the birds and the bees
The earth and the trees -not to mention the gods.
All my little life I've wanted to roam even if it was just inside my own home
Then one little day I chanced to look back saw you sittin' there, being a sad culprit
These are just the rules and regulations
Yeah, these are just the rules and regulations
And I, like every one
Yes I, like every one must follow them
I will never fly as high as you, according to the board of public citations
These are just the rules and regulations of the birds and the bees
The earth and the trees -not to mention the gods.
All my little life I've wanted to roam even if it was just inside my own home
Then one little day I chanced to look back saw you sittin' there, being a sad culprit
These are just the rules and regulations
Yeah, these are just the rules and regulations
And I, like every one
Yes I, like every one must follow them
2.9.09
ama ne önemi var ne mi nemi var var
Je je suis suis le le roi roi
des montagnes
j’ai de de beaux bobos beaux beaux yeux yeux
il fait une chaleur chaleur
j’ai nez
j’ai doigt doigt doigt doigt à à
chaque main main
j’ai dent dent dent dent dent dent dent
dent dent dent dent dent dent dent
dent dent dent dent dent dent dent
dent dent dent dent dent dent dent
dent dent dent dent
Tu tu me me fais fais souffrir
mais peu m’importe m’importe
la la porte porte
des montagnes
j’ai de de beaux bobos beaux beaux yeux yeux
il fait une chaleur chaleur
j’ai nez
j’ai doigt doigt doigt doigt à à
chaque main main
j’ai dent dent dent dent dent dent dent
dent dent dent dent dent dent dent
dent dent dent dent dent dent dent
dent dent dent dent dent dent dent
dent dent dent dent
Tu tu me me fais fais souffrir
mais peu m’importe m’importe
la la porte porte
27.8.09
ego
Mandalara su katılmalı.
Zebralara suç işlemeleri için teşvik verilmeli.
Kargalara supreme pizza atılmalı.
Maymunlara subdirectory açılmalı.
Timsahlara sunakta kurban vermeleri önerilmeli.
Pelikanlara sudan gelinceye kadar dövme konsepti anlatılmalı.
Karafatmalara sus payı verilmeli.
Kaplumbağalara sumak yedirilmeli.
Kurbağalara su şişesi bağlanmalı.
Baykuşlara su sıçratılmalı.
Atlara suyu nasıl ısıtacakları öğretilmeli.
Ejderhalara surat çizilmeli.
Kuzulara susturucu takılmalı.
Balıklara su satılmalı.
Saksağanlara sunakta kurban edilmeleri öğütlenmeli.
Arılara subjektif yaklaşılmalı.
Domuzlara suda öpüşmeleri söylenmeli.
Zürafalara suya balıklama atlama dersleri verilmeli.
Salyangozlara susam atılarak, sıcak sunulmalı.
Devekuşlarına suç atılmalı.
Tırtıllara suyu şapırdatmadan ilerlemeleri için köprüler inşa edilmeli.
Susamurlarına sufle yedirilmeli.
Gergedanlara susamaları için deniz suyu içirilmeli.
Yılanlara susturucu ile öldürme teknikleri seminerine davetiye gönderilmeli.
Hipopatamlara surat aslımalı.
Zebralara suç işlemeleri için teşvik verilmeli.
Kargalara supreme pizza atılmalı.
Maymunlara subdirectory açılmalı.
Timsahlara sunakta kurban vermeleri önerilmeli.
Pelikanlara sudan gelinceye kadar dövme konsepti anlatılmalı.
Karafatmalara sus payı verilmeli.
Kaplumbağalara sumak yedirilmeli.
Kurbağalara su şişesi bağlanmalı.
Baykuşlara su sıçratılmalı.
Atlara suyu nasıl ısıtacakları öğretilmeli.
Ejderhalara surat çizilmeli.
Kuzulara susturucu takılmalı.
Balıklara su satılmalı.
Saksağanlara sunakta kurban edilmeleri öğütlenmeli.
Arılara subjektif yaklaşılmalı.
Domuzlara suda öpüşmeleri söylenmeli.
Zürafalara suya balıklama atlama dersleri verilmeli.
Salyangozlara susam atılarak, sıcak sunulmalı.
Devekuşlarına suç atılmalı.
Tırtıllara suyu şapırdatmadan ilerlemeleri için köprüler inşa edilmeli.
Susamurlarına sufle yedirilmeli.
Gergedanlara susamaları için deniz suyu içirilmeli.
Yılanlara susturucu ile öldürme teknikleri seminerine davetiye gönderilmeli.
Hipopatamlara surat aslımalı.
26.8.09
Historia de la revelación divina sobre la canina aventura de este mundo
-Rahatsız etmiyorum ya?
-Ne münasebet.
-Teşekkür ederim.
-Adım Flores, gitaristim, hizmetinizdeyim.
-Memnun oldum. Ben Ceniza. Köpeklik ederim.
-Bir maté ister misiniz?
-Pek değil.
-Tesadüf oldu. Ben de tam kuyruklar hakkındaki o şarkıyı hatırlamaya çalışıyordum.
-Hangisi?
-"Köpeğin çektiği acı,
Hani kuyruğu kesilince."
-Ah, evet. Biliyorum:..."Kuyruğun çektiği acı, hani köpeği kesildiğinde olduğu gibi."
-İşte o.
-Doğrusu Don Flores, kuyruklar hakkında çok az şey bilinir.
-Evet, çok az. Cennette bir bayram olduğu bilinir. Sizlerin Paraná yerine, yukarıda, cennetteki bir nehirde yıkandığınızı...
-Ve kuyruklarımızı kuruması için kıyıya bırakırız. Islak kuyrukla sinekleri kovalayamayız çünkü.
-Evet. Bütün kuyruklar kıyıda uzun bir kuyruk halinde durur.
-Evet, tam o sırada Tanrı bize o meşhur şakayı yaptı. Nehre yükselmesini emretti.
-Ve nehir taştı.
-Aceleyle çıkmamız gerekti. Umutsuzluk içinde herkes bulduğu ilk kuyruğa yapıştı. O günden beri koklayarak yürürüz, kaybettiğimiz kuyruğu bulmak için.
-Bu herkesin bildiği bir hikaye Don Ceniza.
-İnsanlar buna inanıyor, biz de.
-Doğru.
-Ama öyle olmadı.
-Yaa, kim söylüyor bunu?
-Tanrı.
-Ah.
-Koca Çomar.
-Ne, onu gördünüz mü yoksa?
-Her kim onu görürse kör olur. Onu hissettim. Sırtım dönüktü ve kutsal olanı hissettim.
-Bizim Tanrımız çok az görünür de.
-Bizimkinin de öyle ortalıkta dolaşmak gibi bir alışkanlığı yoktur.
-Ve sizi mi seçti?
-Bu zavallı hizmetkarı.
-Ne şanslısınız!
-İnanmayacaksınız. Tanrı dünyanın bütün köpeklerine gerçeği açıklamamı emretti. Bana cennette asla böyle bir şenlik olmadığını söylememi emretti.
-Peki bunu diğer köpeklere anlattınız mı?
-Aranacak kuyruk olmadığını mı? Ağzımı bile açmadım.
-Sanırım anlıyorum Don Ceniza.
-Evet, Don Flores.
-Sessizliğinizin nedenini.
-Artık hiç bir yol beni çağırmıyor.
-Doğru.
-Eskiden ben başıboş bir köpektim, bir gezgindim. Dünyayı dolaşırdım. O zamanlar hiçbir kuyruk benim değildi.
-Ya şimdi...
-Şimdi gidiyor görünüyorum, ama geliyorum.
-Köpek şansı.
-Köpek dünyası.
-Kader.
-Don Flores?
-Söyleyin.
-Lütfen kimseye bahsetmeyin bundan.
-Bana güvenebilirsiniz.
-Ve soğuğa dikkat edin, Don Flores. Boğazınıza.
-Ne münasebet.
-Teşekkür ederim.
-Adım Flores, gitaristim, hizmetinizdeyim.
-Memnun oldum. Ben Ceniza. Köpeklik ederim.
-Bir maté ister misiniz?
-Pek değil.
-Tesadüf oldu. Ben de tam kuyruklar hakkındaki o şarkıyı hatırlamaya çalışıyordum.
-Hangisi?
-"Köpeğin çektiği acı,
Hani kuyruğu kesilince."
-Ah, evet. Biliyorum:..."Kuyruğun çektiği acı, hani köpeği kesildiğinde olduğu gibi."
-İşte o.
-Doğrusu Don Flores, kuyruklar hakkında çok az şey bilinir.
-Evet, çok az. Cennette bir bayram olduğu bilinir. Sizlerin Paraná yerine, yukarıda, cennetteki bir nehirde yıkandığınızı...
-Ve kuyruklarımızı kuruması için kıyıya bırakırız. Islak kuyrukla sinekleri kovalayamayız çünkü.
-Evet. Bütün kuyruklar kıyıda uzun bir kuyruk halinde durur.
-Evet, tam o sırada Tanrı bize o meşhur şakayı yaptı. Nehre yükselmesini emretti.
-Ve nehir taştı.
-Aceleyle çıkmamız gerekti. Umutsuzluk içinde herkes bulduğu ilk kuyruğa yapıştı. O günden beri koklayarak yürürüz, kaybettiğimiz kuyruğu bulmak için.
-Bu herkesin bildiği bir hikaye Don Ceniza.
-İnsanlar buna inanıyor, biz de.
-Doğru.
-Ama öyle olmadı.
-Yaa, kim söylüyor bunu?
-Tanrı.
-Ah.
-Koca Çomar.
-Ne, onu gördünüz mü yoksa?
-Her kim onu görürse kör olur. Onu hissettim. Sırtım dönüktü ve kutsal olanı hissettim.
-Bizim Tanrımız çok az görünür de.
-Bizimkinin de öyle ortalıkta dolaşmak gibi bir alışkanlığı yoktur.
-Ve sizi mi seçti?
-Bu zavallı hizmetkarı.
-Ne şanslısınız!
-İnanmayacaksınız. Tanrı dünyanın bütün köpeklerine gerçeği açıklamamı emretti. Bana cennette asla böyle bir şenlik olmadığını söylememi emretti.
-Peki bunu diğer köpeklere anlattınız mı?
-Aranacak kuyruk olmadığını mı? Ağzımı bile açmadım.
-Sanırım anlıyorum Don Ceniza.
-Evet, Don Flores.
-Sessizliğinizin nedenini.
-Artık hiç bir yol beni çağırmıyor.
-Doğru.
-Eskiden ben başıboş bir köpektim, bir gezgindim. Dünyayı dolaşırdım. O zamanlar hiçbir kuyruk benim değildi.
-Ya şimdi...
-Şimdi gidiyor görünüyorum, ama geliyorum.
-Köpek şansı.
-Köpek dünyası.
-Kader.
-Don Flores?
-Söyleyin.
-Lütfen kimseye bahsetmeyin bundan.
-Bana güvenebilirsiniz.
-Ve soğuğa dikkat edin, Don Flores. Boğazınıza.
20.8.09
deniz kumu geri alacak çaresi yok bunun
Bu dağ bitti bebeğim
Yavaş yavaş topla şarkını
Nereye gitsen
Uzak düştüğün bir deniz var
Ayak izin balık pulu, gözlerin
Balıksırtı meneviş
Dünyaya her dokunuşun
Su serinliği
Sana gore değil dağlar
Yavaş yavaş topla şarkını
Nereye gitsen
Uzak düştüğün bir deniz var
Ayak izin balık pulu, gözlerin
Balıksırtı meneviş
Dünyaya her dokunuşun
Su serinliği
Sana gore değil dağlar
12.8.09
a blueprint of the pleasure
pedalling through the dark currents
i find an accurate copy, a blueprint of the pleasure in me
swirling black lilies totally ripe-a secret code carved
he offers a handshake
crooked - five fingers
they form a pattern
yet to be matched
on the surface simplicity
but the darkest pit in me
it is pagan poetry
morse : coded : signals
they pulsate : they wake me up
from my hibernation
i love him
this time i'm gonna keep it to myself
this time i'm gonna keep me all to myself
she loves him
but he makes me want to hand myself over
i find an accurate copy, a blueprint of the pleasure in me
swirling black lilies totally ripe-a secret code carved
he offers a handshake
crooked - five fingers
they form a pattern
yet to be matched
on the surface simplicity
but the darkest pit in me
it is pagan poetry
morse : coded : signals
they pulsate : they wake me up
from my hibernation
i love him
this time i'm gonna keep it to myself
this time i'm gonna keep me all to myself
she loves him
but he makes me want to hand myself over
6.8.09
Kırmızıbiber ezmenizde budalar şakısın
Malum'da buluşalım, bebeğim,
Malum'da saklayacak şeyimiz kalmayacak,
Hadi meçhulleşelim, şekerim,
Öldüğümüze inansın dünya bırak.
Malum'da saklayacak şeyimiz kalmayacak,
Hadi meçhulleşelim, şekerim,
Öldüğümüze inansın dünya bırak.
20.7.09
İlahi onomatopoeialar
....
Neyseki halkın gözündeki inandırıcılığı bakımından fil bambaşkadır. Büyük, devasa, şiş göbekli, en korkusuzları bile ürkütecek bir sese sahip, yaratılışın hiçbir hayvanına nasip olmayan bir hortumun sahibi fil, ne kadar üretken ve tehlikeli olsa da hiçbir hayalgücünün ürünü olmazdı. Fil ya vardı ya yoktu. Vakit onu ziyaret etme, tanrının ona bahşettiği kurtarıcı borazanı öylesine bir enerjiyle kullandığı için şükranlarını sunma vaktiydi, burası yehoşafat vadisi olsaydı ölüleri diriltebilirdi ama portekizin sis içindeki kıraç toprağından başka bir yer değildi, gerçi burada da yolunu kaybetmiş, soğuktan ölmek üzere olan bir adam söz konusu olduğunda, böyle diyelim de gayretkeş kıyaslama çabalarımız tümden boşa çıkmasın, öylesine iyi kotarılan diriltmeler vardı ki, daha olacaklar olmadan önüne geçilmesi mümkün olabiliyordu. Sanki fil, bu zavallıcık ölecek ben de onu dirilteceğim diye düşünmüştü. Şimdi o zavallıcık burda, minnet duyguları içinde kendini paralıyor, tüm ömrü boyunca file şükran duyacağına yemin ediyor, sonunda fil terbiyecisi Bu kadar minnettar olman için fil sana ne yaptı, diye sormaya karar verdi, O olmasaydı ya soğktan ölecektim ya da beni kurtlar yiyecekti, Peki ama seni kurtarmayı nasıl başardı, uyandığından beri buradan bir yere ayrılmadı ki, Buradan ayrılmasına gerek yoktu, trompetini çalması yetti, siste kaybolmuştum, beni kurtaran onun sesi oldu, Süleymanın eserlerinden, işlerinden söz edecek birisi varsa o da benim, bu nedenle onun terbiyecisiyim, onun çığlığını duyduğun zırvalarıyla ortalarda dolanma, Çığlığını değil, çığlıklarını, bu kurban olduğum kulaklar bir değil, tam üç çığlık duydu. Fil terbiyecisi, Bu salak iyice çıldırmış, zincire vurmak gerek, diye düşündü, sisin ateşiyle kafayı yemiş, bundan eminim, böyle şeylerden söz edildiğini duymuştum. Sonra yüksek sesle, burada durup da çığlık attı, yok atmadı belki de attı diye didişmektense, şu gelenlere sor bakalım, bir şey duymuşlar mı, dedi. Üç yumruyu andıran ve yayılıp dağılan dış hatları her adımla sallanıp titreyen adamlar insanda daha görür görmez, Böyle bir havada nereye gitmek istiyorsunuz, sorusunu sorma arzusu uyandırıyorlardı. Fil çığlığı manyağının onlara o anda soracağı sorunun bu olmayacağını biliyoruz ve ona ne yanıt verdiklerini de biliyoruz. Bilmediğimizse tüm bu anlatılanların arasında birbiriyle bağlantılı olanlar var mı, hangileri ve nasıl. Kesin olan şu ki ışıl ışıl güneş devasa bir süpürge gibi birden sisi dağıttı, uzaklara süpürdü. Her zamanki manzara ortaya çıktı, taşlar, ağaçlar, uçurumlar, dağlar. Üç adam artık orada değillerdi. Fil terbiyecisi konuşmak için ağzını açtıysa da sesini çıkarmadan kapattı. Fil çığlığı manyağı yoğunluğunu ve hacmini yitiriyor, büzüşüyor, hatları yuvarlanıyor, bir sabun köpüğü gibi şeffaflaşıyordu, o zamanlar yapılan berbat sabunlar bir dahinin icadı olan o billur gibi berrak, kusursuz kristali oluşturabilirlerse elbette, sonra adam birdenbire gözden kayboldu. Pof sesi çıkardı ve buhar olup uçtu. İlahi onomatopoeialar vardır. Bu öznenin buharlaşma sürecini tüm ayrıntılarıyla betimlememiz gerektiğini hayal edin bakalım. En azından on sayfa gerekir. Pof.
....
Neyseki halkın gözündeki inandırıcılığı bakımından fil bambaşkadır. Büyük, devasa, şiş göbekli, en korkusuzları bile ürkütecek bir sese sahip, yaratılışın hiçbir hayvanına nasip olmayan bir hortumun sahibi fil, ne kadar üretken ve tehlikeli olsa da hiçbir hayalgücünün ürünü olmazdı. Fil ya vardı ya yoktu. Vakit onu ziyaret etme, tanrının ona bahşettiği kurtarıcı borazanı öylesine bir enerjiyle kullandığı için şükranlarını sunma vaktiydi, burası yehoşafat vadisi olsaydı ölüleri diriltebilirdi ama portekizin sis içindeki kıraç toprağından başka bir yer değildi, gerçi burada da yolunu kaybetmiş, soğuktan ölmek üzere olan bir adam söz konusu olduğunda, böyle diyelim de gayretkeş kıyaslama çabalarımız tümden boşa çıkmasın, öylesine iyi kotarılan diriltmeler vardı ki, daha olacaklar olmadan önüne geçilmesi mümkün olabiliyordu. Sanki fil, bu zavallıcık ölecek ben de onu dirilteceğim diye düşünmüştü. Şimdi o zavallıcık burda, minnet duyguları içinde kendini paralıyor, tüm ömrü boyunca file şükran duyacağına yemin ediyor, sonunda fil terbiyecisi Bu kadar minnettar olman için fil sana ne yaptı, diye sormaya karar verdi, O olmasaydı ya soğktan ölecektim ya da beni kurtlar yiyecekti, Peki ama seni kurtarmayı nasıl başardı, uyandığından beri buradan bir yere ayrılmadı ki, Buradan ayrılmasına gerek yoktu, trompetini çalması yetti, siste kaybolmuştum, beni kurtaran onun sesi oldu, Süleymanın eserlerinden, işlerinden söz edecek birisi varsa o da benim, bu nedenle onun terbiyecisiyim, onun çığlığını duyduğun zırvalarıyla ortalarda dolanma, Çığlığını değil, çığlıklarını, bu kurban olduğum kulaklar bir değil, tam üç çığlık duydu. Fil terbiyecisi, Bu salak iyice çıldırmış, zincire vurmak gerek, diye düşündü, sisin ateşiyle kafayı yemiş, bundan eminim, böyle şeylerden söz edildiğini duymuştum. Sonra yüksek sesle, burada durup da çığlık attı, yok atmadı belki de attı diye didişmektense, şu gelenlere sor bakalım, bir şey duymuşlar mı, dedi. Üç yumruyu andıran ve yayılıp dağılan dış hatları her adımla sallanıp titreyen adamlar insanda daha görür görmez, Böyle bir havada nereye gitmek istiyorsunuz, sorusunu sorma arzusu uyandırıyorlardı. Fil çığlığı manyağının onlara o anda soracağı sorunun bu olmayacağını biliyoruz ve ona ne yanıt verdiklerini de biliyoruz. Bilmediğimizse tüm bu anlatılanların arasında birbiriyle bağlantılı olanlar var mı, hangileri ve nasıl. Kesin olan şu ki ışıl ışıl güneş devasa bir süpürge gibi birden sisi dağıttı, uzaklara süpürdü. Her zamanki manzara ortaya çıktı, taşlar, ağaçlar, uçurumlar, dağlar. Üç adam artık orada değillerdi. Fil terbiyecisi konuşmak için ağzını açtıysa da sesini çıkarmadan kapattı. Fil çığlığı manyağı yoğunluğunu ve hacmini yitiriyor, büzüşüyor, hatları yuvarlanıyor, bir sabun köpüğü gibi şeffaflaşıyordu, o zamanlar yapılan berbat sabunlar bir dahinin icadı olan o billur gibi berrak, kusursuz kristali oluşturabilirlerse elbette, sonra adam birdenbire gözden kayboldu. Pof sesi çıkardı ve buhar olup uçtu. İlahi onomatopoeialar vardır. Bu öznenin buharlaşma sürecini tüm ayrıntılarıyla betimlememiz gerektiğini hayal edin bakalım. En azından on sayfa gerekir. Pof.
....
10.7.09
Mors slopebit et natora cum resurget creatura judicanti responsura
Rex tremendae majestatis,
Qui salvandos salvas gratis,
Salve me, fons pietatis.
Qui salvandos salvas gratis,
Salve me, fons pietatis.
24.5.09
10.4.09
frontier psychiatrist 3
mavi sevimsiz bir renktir. Kısmet yeni tekerlekler keşfetmekmiş. evsiz çocuklar tarafından negatif suçlamalara maruz kalan sarhoşlar parlak denize beni attılar. gece bardağın yarısı boştu. sessiz şekerler, kişiliksiz deriler ve zararlı zürafalar birleşti. hava sıcakken tam bir işkence olan haritaya bakma işi yine benim başıma kaldı. sudan çıktım ve ağacın altında kırmızı suratlı bir utangaç oturuyordu. küpelerimi çıkarttım, gitmesin diye dua ettim ama gözlüklerimi kaybetmiştim. çok eğlenceliydi.
9.4.09
frontier psychiatrist 2
bin ejderha nazar boncuklarını unuttu. yağmurun yağdığı bir gün piyango normal şanslılara vurdu. negatif ucu kedileri hedef alan elmalar evli olan onu ve ancak dört büyüteçle görülebilecek olan sınırları zorladılar. gözleri üç yüz altmış beş gün açık olan sustu, bir çeşit kaçamak! en yakın ortağı ceketine kereviz döktü ve manzaraya bakarak iki defa küfretti. gereksiz gümüşleri toplayan ve ilişkilerde sıkıcı taraf olan beceriksiz insan mesajı anlamadı. bir uçak geçti. parfümü takip etti, çay içti ve kırtasiyeden bir silgi aldı.
18.3.09
criminally insane
Is Dexter ill, Is Dexter ill, Is Dexter ill
Is Dexter ill today, Mr Kirk, Dexter's in school
I'm afraid he's not, Miss Fishborne
Dexter's truancy problem is way out of hand
The Baltimore County school board have decided to expel
Dexter from the entire public school system
Oh Mr Kirk, I'm as upset as you to learn of Dexter's truancy
But surely, expulsion is not the answer!
I'm afraid expulsion is the only answer
It's the opinion of the entire staff that Dexter is criminally insane
That boy needs therapy, psychosomatic,
That boy needs therapy, purely psychosomatic
That boy needs therapy
Lie down on the couch! What does that mean?
You're a nut! You're crazy in the coconut!
What does that mean? That boy needs therapy
I'm gonna kill you, that boy needs therapy
Grab a kazoo, let's have a duel
Now when I count three
That, that, that, that, that boy.. boy needs therapy
He was white as a sheet
And he also made false teeth
Avalanches is above, business continues below
Did I ever tell you the story about
Cowboys! M-M-midgets, the Indians and, Fron, Frontier Psychiatrist
I... I felt strangely hypnotized
I was in another world, a world of 20.000 girls
And milk! Rectangles, to an optometrist, the man with the golden eyeball
And tighten your buttocks, pour juice on your chin
I promise my girlfriend I'd, the violin, violin, violin ...
Frontier Psychiatrist!
Can you think of anything else that talks, other than a person?
A-a a-a-a-a, a bird? Yeah!
Sometimes a parrot talks
Hello hello hello hello
Ha ha ha ha ha !!!!
Yes, some birds are funny when they talk
Can you think of anything else?
Um, a record, record, record !
Is Dexter ill today, Mr Kirk, Dexter's in school
I'm afraid he's not, Miss Fishborne
Dexter's truancy problem is way out of hand
The Baltimore County school board have decided to expel
Dexter from the entire public school system
Oh Mr Kirk, I'm as upset as you to learn of Dexter's truancy
But surely, expulsion is not the answer!
I'm afraid expulsion is the only answer
It's the opinion of the entire staff that Dexter is criminally insane
That boy needs therapy, psychosomatic,
That boy needs therapy, purely psychosomatic
That boy needs therapy
Lie down on the couch! What does that mean?
You're a nut! You're crazy in the coconut!
What does that mean? That boy needs therapy
I'm gonna kill you, that boy needs therapy
Grab a kazoo, let's have a duel
Now when I count three
That, that, that, that, that boy.. boy needs therapy
He was white as a sheet
And he also made false teeth
Avalanches is above, business continues below
Did I ever tell you the story about
Cowboys! M-M-midgets, the Indians and, Fron, Frontier Psychiatrist
I... I felt strangely hypnotized
I was in another world, a world of 20.000 girls
And milk! Rectangles, to an optometrist, the man with the golden eyeball
And tighten your buttocks, pour juice on your chin
I promise my girlfriend I'd, the violin, violin, violin ...
Frontier Psychiatrist!
Can you think of anything else that talks, other than a person?
A-a a-a-a-a, a bird? Yeah!
Sometimes a parrot talks
Hello hello hello hello
Ha ha ha ha ha !!!!
Yes, some birds are funny when they talk
Can you think of anything else?
Um, a record, record, record !
8.3.09
frontier psychiatrist
bin mavi ejderha sevimsizce nazar etti. kısmet şu ki yağmur yeni yağdı.
piyango biletini çekip bir tekerleğin izlediği rotaya girmek normal evlere şans getirebilir ama çocuk negatif bir suçlama karşısında da şaşırabilir.
kedileri sarhoş eden elma kokusu parlak parlak birbiri ile evli yıldızları denizin üzerinde yakalar. ne o ne ben bunu anlar.
dört gece büyüteç yerine bardak kullanarak sınırları çizdim, gözümde sesler büyüdü.
şekerlerden kaçan keşişler 365 gün deri ceket giyerler.
ortak bir zarar vermek üzere anlaşan kerevizler zürafalara gidip manzara hakkında yorum yaptılar.
gereksiz sıcaklarda eriyen gümüşler haritalarla defineler arasında bir ilişki kurdu. su, bu sıkıcı kırmızı durumu daha da beceriksiz ve utangaç birinin ellerine düşmekten kurtardı.
mesajım ağaçlara: "uçakları sevmeyin!". küpelerinize parfüm sıkın, dua etmeden çay içmeyin, gözlüksüz silgi kullanın. eğlenceli olabilir.
piyango biletini çekip bir tekerleğin izlediği rotaya girmek normal evlere şans getirebilir ama çocuk negatif bir suçlama karşısında da şaşırabilir.
kedileri sarhoş eden elma kokusu parlak parlak birbiri ile evli yıldızları denizin üzerinde yakalar. ne o ne ben bunu anlar.
dört gece büyüteç yerine bardak kullanarak sınırları çizdim, gözümde sesler büyüdü.
şekerlerden kaçan keşişler 365 gün deri ceket giyerler.
ortak bir zarar vermek üzere anlaşan kerevizler zürafalara gidip manzara hakkında yorum yaptılar.
gereksiz sıcaklarda eriyen gümüşler haritalarla defineler arasında bir ilişki kurdu. su, bu sıkıcı kırmızı durumu daha da beceriksiz ve utangaç birinin ellerine düşmekten kurtardı.
mesajım ağaçlara: "uçakları sevmeyin!". küpelerinize parfüm sıkın, dua etmeden çay içmeyin, gözlüksüz silgi kullanın. eğlenceli olabilir.
1.3.09
requisites of sanity
you'd better hope and pray that you wake one day in your own world
because when you sleep at night they don't hear your cries in your own world
only time will tell if you can break the spell back in your own world
because when you sleep at night they don't hear your cries in your own world
only time will tell if you can break the spell back in your own world
27.2.09
Kaç Gecedir Yemyeşil Her Yer
Yavru merdivenden aşağıya doğru indi, daha doğrusu hopladı, her basamak boyunun iki katıydı: Önce ön patilerini alt basamağa indirdi, sonra arkasını hop diye aşağıya aldı; ön patiler, sonra hop. Giriş katını inceledi, kendisine sunulan konserve mamayı geri çevirdi, sonra miyavlayarak tuvalet kutusu istediğini anlattı. Tahta talaşlarını istemedi, yırtılmış gazeteleri, başka bir şey yoksa ne yapalım der gibi müşkülpesent bir tavırla kabul etti. Başka bir şey yoktu: Dışarıdaki toprak tamamen buz tutmuştu.
Konserve kedi maması yemeyi reddetti. Yemeyecekti işte. Ben de onu ıstakoz çorbası ve tavukla besleyecek değildim. Dana kıyması üstünde uzlaşmaya vardık.
Yiyecek konusunda bekar bir gurme kadar güç beğenir oldu hep. Yaşlandıkça da daha beter oluyor. Henüz yavruyken bile duyduğu rahatsızlığı, keyfi ya da naletlikte direnme kararlılığını yediği, yarım yamalak yediği veya yemediği şeylerle anlatabiliyordu. Yeme alışkanlığı etkili bir dil.
...
Anneleriyle yedi sekiz hafta kalan kedi yavruları rahatça yemek yiyorlar ve güvenliler. Ama o kadar ilginç değiller tabii.
Bu kedi yavruyken asla yatağın dışında uyumadı. Ben yatağa girinceye kadar bekler sonra üstümde dolaşıp yer beğenirdi. Yatağın iyice içine girer, ayakucuma gider, omzuma yerleşir ya da yatağın altına sokulurdu. Aşırı hareket ettiğimde, rahatsızlığını belli ederek öfkeyle yer değiştirirdi.
Yatağı düzeltirken istifini bozmaz, yerinden çıkmazdı; battaniye ile çarşaf arasında memnuniyetle, bazen saatlerce kalır, küçücük bir kabartı gibi görünürdü. Okşadığınızda kabartı mırıldar ve miyavlardı. Ancak mecbur kalınca dışarı çıkardı.
Kabartı yatağın içinde hareket eder, kenara gelince durakladı. Yere doğru kayarken heyacanlı bir mır sesi duyulduğu da olurdu. Saygınlığı zedelendiğinden alelacele yalanır, ateş püsküren sarı gözler, gülme gafletinde bulunanlara çevrilirdi. Sonra her bir tüyüne kadar kendinin farkında , sahne ortasına ilerlerdi.
Müşkülpesent bir edayla, zor zahmet yemek yeme zamanı. Tuvalet kutusu zamanı, zerafetle yapılan bir iş. Açık bej rengi kürkü düzeltme zamanı. Bir de oyun zamanı, asla sırf oynamak için değil, ancak seyredildiği zaman.
Kendinin mağrurca farkındaydı, güzellikten başka özelliği olmayan bir kız gibi: Hep içindeki kameraya göre poz veren beden ve yüz, maske gibi yapmacık bir duruş: Bakın ben buyum işte, saldırgan göğüsler, hep hayranlarını arayan, gülmeyen, düşmanca bakan gözler.
...
Konserve kedi maması yemeyi reddetti. Yemeyecekti işte. Ben de onu ıstakoz çorbası ve tavukla besleyecek değildim. Dana kıyması üstünde uzlaşmaya vardık.
Yiyecek konusunda bekar bir gurme kadar güç beğenir oldu hep. Yaşlandıkça da daha beter oluyor. Henüz yavruyken bile duyduğu rahatsızlığı, keyfi ya da naletlikte direnme kararlılığını yediği, yarım yamalak yediği veya yemediği şeylerle anlatabiliyordu. Yeme alışkanlığı etkili bir dil.
...
Anneleriyle yedi sekiz hafta kalan kedi yavruları rahatça yemek yiyorlar ve güvenliler. Ama o kadar ilginç değiller tabii.
Bu kedi yavruyken asla yatağın dışında uyumadı. Ben yatağa girinceye kadar bekler sonra üstümde dolaşıp yer beğenirdi. Yatağın iyice içine girer, ayakucuma gider, omzuma yerleşir ya da yatağın altına sokulurdu. Aşırı hareket ettiğimde, rahatsızlığını belli ederek öfkeyle yer değiştirirdi.
Yatağı düzeltirken istifini bozmaz, yerinden çıkmazdı; battaniye ile çarşaf arasında memnuniyetle, bazen saatlerce kalır, küçücük bir kabartı gibi görünürdü. Okşadığınızda kabartı mırıldar ve miyavlardı. Ancak mecbur kalınca dışarı çıkardı.
Kabartı yatağın içinde hareket eder, kenara gelince durakladı. Yere doğru kayarken heyacanlı bir mır sesi duyulduğu da olurdu. Saygınlığı zedelendiğinden alelacele yalanır, ateş püsküren sarı gözler, gülme gafletinde bulunanlara çevrilirdi. Sonra her bir tüyüne kadar kendinin farkında , sahne ortasına ilerlerdi.
Müşkülpesent bir edayla, zor zahmet yemek yeme zamanı. Tuvalet kutusu zamanı, zerafetle yapılan bir iş. Açık bej rengi kürkü düzeltme zamanı. Bir de oyun zamanı, asla sırf oynamak için değil, ancak seyredildiği zaman.
Kendinin mağrurca farkındaydı, güzellikten başka özelliği olmayan bir kız gibi: Hep içindeki kameraya göre poz veren beden ve yüz, maske gibi yapmacık bir duruş: Bakın ben buyum işte, saldırgan göğüsler, hep hayranlarını arayan, gülmeyen, düşmanca bakan gözler.
...
3.1.09
dünyanın sonu sadece insanlar için midir?
dünyanın son günü / güneşli bir kış sabahı / herkes normal / işinde gücünde / bu şaşırtıcı kabullenmişlik aile içi tartışmalara yol açıyor / neden kimse panik olmuyor? / belki de bilim adamları hesaplarında bir yanlışlık yaptı dünyanın sonu bugün değil? / kardeş " saçmalama binlerce bilim adamı...olsa olsa bir kaç saat yanılmışlardır hesaplarında" diyor. / tsunami ya da deprem falan olacak herhalde / e o zaman yazlığa gidelim / şehirde hayatta kalmak zor olur / orda olur da sağ kalırsak en azından balık tutarız sebze meyve yeriz / çantalar hazırlanır / matematik testi almamız lazım anneme göre / insanlık bizimle devam edecek olursa sonraki nesillere matematik anlatmak gerek / unutabiliriz / yolculuk başlar.
Subscribe to:
Posts (Atom)