Showing posts with label Alphonse Allais-Bir Sergüzeşt-i İstanbulin. Show all posts
Showing posts with label Alphonse Allais-Bir Sergüzeşt-i İstanbulin. Show all posts

5.7.07

Chapitre VII / Yedinci fasıl

Dénouement heureux pour tout le monde, sauf pour les autres.

Buvons le vermouth grenadine,
Espoir de nos vieux bataillons.
George Auriol.

Cümlesi muradına erer, ötekiler hariç.

Saki duracak zaman mıdır bu
Durmak n’ola imtihan mıdır bu?
Şeyh Galip

Cette petite mésaventure servit le leçon à Raoul et à Marguerite.
A partir de ce moment, ils ne se disputèrent plus jamais et furent parfaitement heureux.
Ils n’ont pas encore beaucoup d’enfants, mais ça viendra.

Bu küçük serencam İsmet Ferda ile Gülsima’ya iyi bir ders oldu.
O günden itibaren katiyen kavga etmediler ve ziyadesiyle mesut oldular.
Henüz çoluk çocuğa karışmadılar, lakin o da olacak inşallah.

Un Drame Bien Parisien
Bir Sergüzeşt-i İstanbulin

4.7.07

Chapitre VI / Altıncı fasıl

Où la situation s’embrouille.

- I say, don’t you think the
rajah laughs at us?
- Perhaps, sir.
Henry O’Mercier.

İşler karışıyor.

Rehgüzarımda bir garip horoz
Eyliyordu benimle istihza
Hüsayin Siret

“Horozun hakkı var.”
Yahya Kemal

- Laisse-nous un instant, fit le Templier au garçon du restaurant, nous allons faire notre menu et nous vous sonnerons.
Le garçon se retira et le Templier verrouilla soigneusement la ported u cabinet.
Puis, d’un movement brusque, après s’ être débarrassé de son casque, il arracha le loup de la Pirogue.
Tous les deux poussèrent, en même temps, un cri de stupeur, en ne se reconnaissant ni l’un ni l’autre.
Lui, ce n’était pas Raoul.
Elle, ce n’était pas Marguerite.
Ils se présentèrent mutuellement leurs excuses, et ne tardèrent pas à lier connaissance à la faveur d’un petit souper, je ne vous dis que ça.”

Korsan garsona “Bizi bir müddet yalnız bırakınız” dedi, “ne yiyeceğimizi kararlaştırınca sizi tekrar çağırırız.”
Garson çekilir çekilmez korsan hususi hücrenin kapısını güzelce kilitledi.
Sonra aniden geriye döndü, kendi tolgasını çıkarmasıyla gulyabaninin maskesini sıyırması bir oldu.
İkiside hayretler içinde çığlığı bastı; birbirlerini ömürlerinde ilk defa görüyorlardı.
Adam İsmet Ferda değildi.
Kadın Gülsima değildi.
Karşılıklı af dilediler ve, söylemeye ne hacet, bu nefis yemek vesilesi ile tanışmaktan hiç de pişman olmadılar.

3.7.07

Chapitre V / Beşinci fasıl

Où l’on voit la folle jeunesse d’aujourd’hui tournoyer dans les plus chimériques et passagers plaisirs, au lieu de songer à l’éternité.

Mai vuoéli vièure pamens:
La vido es tant bello!
Auguste Marin.

Bu fasılda zamane gençliğinin, ulviyyatla meşgul olmak dururken nasıl gelgeç heveslere kapılıp da ismet ve iffet perdesini yırttığı müşahade ediliyor.

Gez görüş eğlen sıkılma zevke bak
Bir gelir insan cihana durma çak
Ahmet Rasim Bey

Bade, esrar, nargile iç, sev güzel çek enfiye
Neşe bu beş şeydendir gitsen de şahım menfiye
Çankırılı Mahir Hüsni

Les échos de Diable boiteux ont été unanimes à proclamber que le bal des Incohérents revêtit cette année un éclat inaccoutumé.
Beaucoup d’épaules et pas mal de jambs, sans compter les accessories.
Deux assistants semblaient ne pas prendre part à la folie générale: un Templier fin de siècle et une Pirogue congolaise, tous deux hermétiquement masqués.
Sur le coup de trios heures du matin, le Templier s’approcha de la Pirogue et l’invita à venir souper avec lui.
Pour toute réponse, la Pirogue appuya sa petite main sur le robuste bras du templier, et le couple s’éloigna.

Levant Herald’ın sosyete sütununda herkes bu seneki maskeli balonun fevkalade parlak geçtiği hususunda hemfikirdi.
Yığınla omuz, bir o kadar bacak, hele takıların haddi hesabı yok.
Balodakilerden ikisi bu umumi cinnet haline pek kapılmamış gibiydi: yüzlerini maskeyle sıkı sıkıya örtmüş bulunan düşkün bir korsanla bir gulyabani.
Saat tam sabahın üçünü vurmuştu ki korsan gulyabaniye yanaştı ve kendisini yemeğe davet etti.
Bilmukabele gulyabani küçücük elini korsanın cesim koluna bıraktı, çıktılar.

2.7.07

Chapitre IV / Dördüncü fasıl

Comment l’on pourra constater que les gens qui se mêlent de ce qui ne les regarde pas feraient beaucoup mieux de rester tranquilles.

C’est épatant ce que le monde deviennent

Rosse depuis quelque temps!

(Paroles de ma concierge dans

La matinee de lundi dernier.)

Ademoğlunun hiç üstüne vazife olmayan şeylere burnunu sokmaktansa kendi işiyle gücüyle uğraşmasının hakkında hayırlı olacağını beyan eder.

Vallahi beyim, dünyanın çivisi çıkmış

da kimsenin haberi yok.

(Bizim bahçevanın geçen Salı

sabahı söyledikleri.)

Un matin, Raoul reçut le mot suivant:

“Si vous voulez, une fois par hasard, voir votre femme en belle humeur, allez donc, jeudi, au bal des Inconérents, au Moulin-rouge. Elle y sera, masquée et déguisée en pirogue congolaise.

A bon entendeur, salut!

UN AMI.”

Le même matin, Marguerite reçut le mot suivant:

“Si vous voulez, une fois par hasard, voir votre mari en belle humeur, allez donc, jeudi, au bal des Inconérents, au Moulin-rouge. Il y sera, masqué et déguisé en templier fin de siécle.

A bon entendeuse, salut!

UN AMIE.”

Bir sabah İsmet Ferda Bey şu mektubu aldı:

“Zevcenizi bir kerrecik olsun gönlünü eğlendirirken görmek dilerseniz, Perşembe gecesi Afroditi Gazinosu’ndaki maskeli baloya teşrif buyurunuz. Kendisini orada maske, gulyabani kılığında bulacaksınız. Anlayana sivrisinek saz…

BİR MUHİBBİNİZ”

Aynı sabah Gülsima Hanım şu mektubu aldı:

“Zevcenizi bir kerrecik olsun gönlünü eğlendirirken görmek dilerseniz, Perşembe gecesi Afroditi Gazinosu’ndaki maskeli baloya teşrif buyurunuz. Kendisini orada maske, asri korsan kılığında bulacaksınız. Anlayana sivrisinek saz…

BİR MUHİBBENİZ”

Ces billets ne tombrèrent pas dans l’oreille de deux sourds.

Dissimulant admirablement leurs desseins, quand arriva la fatal jour:

-Ma chère amie, fit Raoul de son air le plus innocent, je vais être forcé de vous quitter jusqu’à demain. Des intérêst de la plus haute importance m’appellent à Dunkerque.

-Ça tombe bien, répondit Marguerite, délicieusement candied, je viens de recevoir un télégramme de ma tante Aspasie, laquelle, fort souffrantei me mande à son chevet.

Mektuplar fevkalade müessir oldu.

Kader günü gelip çattığında her ikisi de hakiki niyetlerini pek mahirane gizlediler.

İsmet ferda, en masumana bir edayla “Canımın içi” dedi, “ne yazık ki çok acil bir iş çıktı. Geceyi Kadıköyü’nde geçirmek mecburiyeti hasıl oldu.”

Gülsima, içi içine sığmayarak “Aa ne hoş tesadüf” dedi, “Esma Teyzem haber yollamış, siyatiği tutmuş, beni yanına istiyor.”

29.6.07

Chapitre III / Üçüncü fasıl

Où nos amis se réconcilient comme je vous souhaite de vous réconcilier souvent, vous qui faites vos malins.
“Hold your tongue, please!”


Bu fasılda dostlarımız barışırlar, cümlenize böyle sık sık barışmak nasip olur inşallah, sizi gidi hınzırlar.

Saadet ol kişinin kim dilini bekleye
Ve niyyetini hayra duta.

Ahmet Dai

28.6.07

Chapitre II / İkinci fasıl

Simple épisode qui, sans se rattacher directement à l’action, donnera à la clientèle une idée sur la faon de vivre de nos héros.

Amour en latin faict amor.

Or donc provident d’amour la mort

Et, par avant, suolcy qui mord,

Deuils, plours, pièges, forfaitz, remord…

( Blason d’amour)

Mevzuyla pek alakası olmayan bu kısa fasıl, okuyuculara, kahramanlarımızın hayat tarzına dair bir fikir sahibi olma imkanı veriyor.

Cana rakibi handan edersin

Ben binevayı giryan edersin

Biganelerle ünsiyet etme

Bana cihanı zindan edersin.

Giriftzen Asım Bey


Un jour, pourtant, ce fut plus grave que d’habitude.
Un soir, plutôt.
Ils étaient allés au Théatre d’Application, où l’on jouait, entre autres pieces, L’Infidèle, de M. de Porto-Riche.
-Quand tu auras assez vu Grosclaude, grincha Raoul, tu me le diras.
-Et toi, vitupéra Marguerite, quand tu connaîtras mademoiselle Moreno par Coeur, tu me passeras la lorgnette.
Inaugurée sur ce ton, la conversation ne pouvait se terminer que par les plus regrettables violences réciproques.
Dans le coupé qui les ramenait, Marguerite prit plaisir à grater sur l’amour-propre de Raoul comme sur une vieille mandoline hors d’usage.
Aussi, pas plutôt rentrés chez eux, les belligérents prirent leurs positions respectives.

Ne var ki işler bir gün her zamankinden de kötü gitti.
Daha doğrusu bir gece.
Abdullah Mazhar’ın dört fasıl üzere tertip olunmuş İhanet yahut Talihsiz Familya nam piyesinin de oynandığı bir temsil seyretmek maksadile Nuran teatrosunda hazır bulunuyorlardı.
İsmet Ferda, “Aşot Efendi’nin ağzının içine düşünce haber veriniz” diye hırladı.
Gülsima ıslık gibi bir sesle mukabele etti: “Siz de Matmazel Moreno sahneden çekilince şu dürbünü lutfedersiniz inşallah.”
Bu minval üzre muhavere ancak ağza alınmaz hakaretlerle hitam bulacaktı.
Dönüşte tuttukları kupa arabada Gülsima, İsmet Ferda Bey’in manasız kibriyle eski, kırık dökük bir tanburun telleriyle oynarcasına eğlenmenin tadını çıkardı.
Tabiatiyle, eve vasıl olunur olmaz muharebe meydanı kuruldu, taraflar cephelerine yerleştiler.

La main levée, L’oeil dur, la moustache telle celle des chats furibonds, Raoul marcha sur Marguerite, qui commença, dès lors, à n’en pas mener large.
La pauvrette s’enfruit, furtive et rapide, comme fait la biche en las grands bois.
Raoul allait la rattraper.
Alors, l’éclair génial de la suprême angoisse fulgura le petit cerveau de Marguerite.
Se retournant brusquement, elle se jeta dans les bras de Raoul en s’écriant.
-je t’en prie, mon petit Raoul, défends-moi!

İsmet Ferda, bir eli havada, kudurmuş kediler gibi bıyıkları dikelmiş bir halde zevcesini köşeye sıkıştırmıştı ki Gülsima o saat yelkenleri suya indirdi.
Biçare kadın, ürkek bir ceylan gibi can havlile seğirtti.
İsmet Ferda’nın eli indi inecek.
Bu kabil en müşkil hallerde ansızın zuhur ediveren o parlak fikirlerden biri Gülsima’nın minicik kafasında şimşek gibi çaktı.
Aniden arkasına döndü, “Yetiş Ferda, kurtar beni bir tanem” diye yalvararak kendini çığlıklar içerisinde İsmet Ferda Bey’in kollarına attı.

27.6.07

Chapitre premier / Birinci fasıl

Oú l’on fait connaissance avec un Monsieur et une Dame qui auraient pu être heureux,sans leurs éternels malentendus.

O qu’il ha bien sceu choisir, le challan!

Rabelais

Efendim bu fasılda,birbirini boyuna ters anlamakla saadet fırsatını berhava etmiş muhterem bir beyfendi ve refikası hanımefendi ile müşerref oluyoruz.

Güzel sevmekte zahid müşkilin var ise bizden sor

bizim o fende çok tahkikimiz itkanımız vardır

Nedim

A l’époque oú commence cette histoire, Raoul et Marguerite (un joli nom pour les amours) étaient mariés depuis cinq mois environ.
Mariage d’inclination,bien entendu.
Raoul , un beau soir,en entendant Marguerite chanter la jolie romance du colonel Henry d’Erville:

L’averse chère à la grenouille,

Parfume le bois rajeuni

…le bois ,il est comme Nini

Y sent bon quand y s’débarbouille.


Hikayemiz başladığı sırada İsmet Ferda Bey ile Gülsima hanım (sevişenlere böyle adlar yaraşır zaten) dünya evine gireli takriben beş ay olmuştu.
Elbet sevişerek evlenmişlerdi.
Gecelerden hoş bir gece,İsmet Ferda Bey,zamanın pek gözde bir şarkısını okuyan Gülsima’yı dinlerken:

Ben bir yanaz tazeyim

Şuh-i bed-avazeyim

Köhne bir şirazeyim

Bir buçuk endazeyim.

Bana nisbet dişbudak

Pembe gibi yumuşak

Boyumu ölç ,işte bak

Bir buçuk endazeyim.


Raoul dis-je, s’était juré que la divine Marguerite (diva Margarita) n’appartiendrait jamais à un autre homme qu’à lui-même.
Le ménage eût été le plus heureux de tous les ménages , sans le fichu caractère de deux conjoints.
Pour un oui, pour un non ,crac! Une assiette cassé,une gifle,un coup de pied dans la cul.
A ces bruits,Amour furyait éploré,attendant,au coin du grand parc , l’heure toujours proche de la réconciliation.
Alors , des baisers sans nombre,des caresses sans fin,tenders et bien informées,des ardeurs d’enfer.
C’était á croire que ces deux cochons-là se disputaient pour s’offrir l’occasion de se raccommoder.

Efendime söyleyeyim, zevcesini dinlerken gönlünün sultanını ( Gülsima Sultan) kimselere yar etmeyeceğine yemin billah etti.
Ah şu nahoş huylarından bir vazgeçseler, dünyanın en bahtiyar çifti olmaları işten bile değildi.
En ufak şeyde, amanallah! Kıyamet kopar: o ona bir şaplak, o onun kıçına bir tekme, havada uçan tabaklar gırla giderdi.
Bu kavga gürültüyle, aşk gözyaşlarına tahavvül eder, ikisi de kendi guşe-i uzletinde barışma saatini sanki iple çekerdi.
Ondan sonra gelsin bakalım o hadde hesaba sığmaz buseler, o namütenahi kucaklaşmalar, kor misali o ateş-i suzan.
Görseniz, bu köftehorlar yeni baştan barışmaya vesile çıksın diye kavgaya tutuşuyorlar zannolunurdu.