26.3.08
Welcome to the Church of the Flying Spaghetti Monster
http://vdgrl.blogspot.com/
bir diğer hayranlığım da sayın Şahika Uğurlu'ya karşıdır. Kendisine şahsen ve sanalına da ayrıca hayranım. ( az önce gelen "Kokoreç ve midye dolma almadım" haberi ile yıkıldım. dikkatim dağıldı. bundan sonra kuracağım cümlelerden sorumlu değilim.) Kabuslarının ve özenli detaylarının ve uzun yazılarının ve ilginç keşiflerinin hastasıyım.
http://rastsalyuruyus.blogspot.com/
aklım kokoreç ve midyede, mutsuzum. açım.
13.3.08
She is not so special so look what you have done boy!
28.2.08
Alo Galaksi Taksi araba yok
"Otuz dört."
O halde, diye düşündü Juliana, savaşta yer almış olmalı. Fiziksel bir sakatlık göremiyordu; aslına bakılırsa uzun bacakları, oldukça dinç bir bedeni vardı. Joe incelendiğini fark edince kaşlarını çattı ve arkasını döndü. "Bakamaz mıyım?" diye sordu Juliana, niye bakamayacağını anlamayarak. Birlikte geçirilen koca bir geceden sonra bu iffetlilik. "Biz böcek miyiz?" diye sordu. "Gün ışığında birbirimizi görmeye dayanamıyoruz- duvardaki çatlaklarda mı gizlenmeliyiz?"
17.1.08
From the corpses flowers grow
When the great Gichi-Kuktai was Mikado he condemned to decapitation Jijiji Ri, a high officer of the Court. Soon after the hour appointed for performance of the rite what was his Majesty's surprise to see calmly approaching the throne the man who should have been at that time ten minutes dead!
"Seventeen hundred impossible dragons!" shouted the enraged monarch. "Did I not sentence you to stand in the market-place and have your head struck off by the public executioner at three o'clock? And is it not now 3:10?"
"Son of a thousand illustrious deities," answered the condemned minister, "all that you say is so true that the truth is a lie in comparison. But your heavenly Majesty's sunny and vitalizing wishes have been pestilently disregarded. With joy I ran and placed my unworthy body in the market-place. The executioner appeared with his bare scimetar, ostentatiously whirled it in air, and then, tapping me lightly upon the neck, strode away, pelted by the populace, with whom I was ever a favorite. I am come to pray for justice upon his own dishonorable and treasonous head."
"To what regiment of executioners does the black-boweled caitiff belong?" asked the Mikado.
"To the gallant Ninety-eight Hundred and Thirty-seventh -- I know the man. His name is Sakko-Samshi."
"Let him be brought before me," said the Mikado to an attendant, and a half-hour later the culprit stood in the Presence.
"Thou bastard son of a three-legged hunchback without thumbs!" roared the sovereign -- "why didst thou but lightly tap the neck that it should have been thy pleasure to sever?"
"Lord of Cranes of Cherry Blooms," replied the executioner, unmoved, "command him to blow his nose with his fingers."
Being commanded, Jijiji Ri laid hold of his nose and trumpeted like an elephant, all expecting to see the severed head flung violently from him. Nothing occurred: the performance prospered peacefully to the close, without incident.
All eyes were now turned on the executioner, who had grown as white as the snows on the summit of Fujiama. His legs trembled and his breath came in gasps of terror.
"Several kinds of spike-tailed brass lions!" he cried; "I am a ruined and disgraced swordsman! I struck the villain feebly because in flourishing the scimetar I had accidentally passed it through my own neck! Father of the Moon, I resign my office."
So saying, he gasped his top-knot, lifted off his head, and advancing to the throne laid it humbly at the Mikado's feet.
31.12.07
14.12.07
El Rey y Yo
Pero los caprichos de este amor con el tiempo sin castillo y sin perras lo dejó.
Hoy el Rey no puede ser feliz porque no tiene ni castillo ni amor
Hoy el Rey no puede ser feliz por que no tiene ya su amor.
Yo también contigo fui feliz mi amor y mi dinero te di y hoy pobre y solo lloro por ti
12.12.07
thy fearful symmetry
In the forests of the night,
What immortal hand or eye
Could frame thy fearful symmetry?
In what distant deeps or skies
Burnt the fire of thine eyes?
On what wings dare he aspire?
What the hand dare seize the fire?
And what shoulder and what art
Could twist the sinews of thy heart?
And when thy heart began to beat,
What dread hand and what dread feet?
What the hammer? what the chain?
In what furnace was thy brain?
What the anvil? What dread grasp
Dare its deadly terrors clasp?
When the stars threw down their spears,
And water'd heaven with their tears,
Did He smile His work to see?
Did He who made the lamb make thee?
Tiger, tiger, burning bright
In the forests of the night,
What immortal hand or eye
Dare frame thy fearful symmetry?
5.12.07
Pfui!
Pfui! der Struwwelpeter!
An den Händen beiden
Ließ er sich nicht schneiden
Seine Nägel fast ein Jahr;
Kämmen ließ er nicht sein Haar.
Pfui! Ruft da ein jeder:
Garst'ger Struwwelpeter!

See Slovenly Peter! Here he stands,
With his dirty hair and hands.
See! his nails are never cut;
They are grim'd as black as soot;
No water for many weeks,
Has been near his cheeks;
And the sloven, I declare,
Not once this year has combed his hair!
Anything to me is sweeter
Than to see shock-headed Peter.
4.12.07
kültür vasıtasıyla ulaşmak ve çeşitliliği kutlamak?
Habite aux Jungles de Java,
Où grondent, au fond de chaque antre,
Plus de monstres qu-on n'en rêva.
Le boa se déroule et siffle,
Le tigre fait son hurlement,
Le buffle en colère renifle,
Lui dort ou paît tranquillement.
Il ne craint ni kriss ni zagaies,
Il regarde l'homme sans fuir,
Et rit des balles de cipayes
Qui rebondissent sur son cuir.
De ma conviction couvert,
Forte armure que rien n'entame,
Je vais sans peur par le désert.
2.12.07
seni gidi seni...kibirli ceviz...
28.11.07
wash me, and I shall be whiter than snow
27.11.07
sineklik taktım canıma
22.11.07
çengelli iğne
Felaket! bir karavan denize düşmemek için çabalıyordu. ama o an oradan geçen trene çarptı. dakikalarca süren yangından mor farlı bir kız kurtuldu. toprak kayması başladı bir de sanki bir o eksikmiş gibi; felaket felaket üzerine. yağda kızartılan acı biberin yağı yakması gibi yaktı ortalığı, güneş doğdu. köpeklerin ısırdığı elleri kanıyordu kızın ama farı hala mordu. ağaçlar bile yandı. müzik dinlerken yanmış biri: kulaklıklar kulağında. cesetler soğuk. kar da başladı.
16.11.07
serpent in the sky
15.11.07
keyifsiz ve talihsizim
işkence
el pençe
çelik tencere
kapalı pencere
öyle bence de
unuttum trende
25.10.07
Tanrılar kurban istiyor!
23.10.07
I'll grow back like a Starfish
-Neden sustun?
-Şu sivrisineği öldürsene..
Ergenlik sivilcesi için hazırlanan solüsyonların dibindeki tortular gibiyiz. Düğme büyüklüğünde kırmızı bir mum damlasının üzerine mührünü basarak yollamıştı mektubu. İlk mektubuydu. Atlıkarıncaya binmiş gibi sevinmiştim. Mıknatıslarla süngerleri karşılaştırıyormuşum meğer. Kirpiler hep yollarda ezilirler...
Güneş açmışmış o gün öyle söylediler. Gümüş saçlarımı topuz yapmıştım. Alt kattaki kahveden tavla sesleri geliyordu. Bence yağmur yağıyor olmalıydı. Kararlaştırılmış kararlara uyma zorunluluğu sonrası sıkıntı; “sabırlı ol” demişler, anlamamışım, onun yerine pençelerimi çıkardım. Kral ve kraliçe koskoca sarayda sıkıntıdan patlıyor olmalı.
Mürekkebe batırdım kalemi, basit bir not yazdım parlak cisimlere olan hayranlığımla ilgili. Ama her şarkı her aletle çalınmaz ki, ben kontrabas ile çalmaya çalışmışım, anlatanların yalancısıyım.
İşte sirklerde öğretilen yanlış bilgiler... Büyülü çadırda saçlarıma da parfüm sürmeyi öğrenmiştim. Sonra zürafalar vardı, masada oturup bizimle yemek yerlerdi. Kirpiklerini çok severdim. Parlayan ıslak yollardan geçtikten sonra merdivenle çıkılırdı çadır alanına. Şüphesiz arkada duran karavanlardan biri ameliyathaneydi, o cüceyi ve o deveyi orada yapmışlardı. Çaydanlıktan yansıyan beyaz ışık güçlü ve saatte 90 km hızla giden bir sivrisineği bile kör edebilir. Birbirimize aşinalığımız mükemmel –sivrisinekle ben-, bu ne saygısız rüya!? Kargalar balonları patlattı, neşterler gece ava çıktı... Mahvoldum, bu zavallı bir de-ja-vu. Kaybetmekten korkan yüzde yüz deli gibiyim. Sanatoryumlar korusun bizi. Amin.
22.10.07
i really love your pride
Cetvelle ölçtüm tanrılardan pokerde kazandığım bedava üzüntü miktarını, 13 cm çıktı. O gün başıma geçen ışık miktarını da terazilerle ölçebilirdik: yıldırım üstüne yıldırım.
19.10.07
bok değil kaka
Bilakis durumdan muzdarip olmakla beraber umutsuz değilim. Bu salaklık nereden geliyor? Heveslene heveslene kemik sandığı şeye uzaktan dili dışarda koşan bir köpeğin en sonunda kokusuz, tatsız bir plastik parçası ile başbaşa kalması gibi kalakalıyorum. Yok yok bu tanrı da insaf yok.
16.10.07
tetradox
İnsan ırkının dünya üzerinde varolması: Küçük bir çocukken “Ekvatorda yaşayanlar neden düşmüyorlar?” diye merak ederdim. Sonra küçük prensi okudum. Sonra çizilen tüm istatiksel grafiklerde fil yutmuş boğa yılanı gördüm... İyi pillerle çalışan bir saat hiç susmaz. Hedefsiz dart tahtası düşsün kafana! Uçağın çizdiği kavis acaba gökyüzünde bir iz bırakmış mıdır? Kesinlikle bırakmıştır ya da kim bilir? Gözlerini açmadan bunu sorman mantıksız. Nazikçe aç şimdi gözlerini... Eyvah! Bir ordu gibi geliyorlar... En iyisi ölü taklidi yapmak... Sivrisinekler... Biraz oyun oynayalım...
Pagan pagan pagan- Silah sesleri- Evet sayın seyirciler, büyük bir patlama oldu. Radyo çalmaya başladı–Derbeder oldummm...- Kazanan piyango biletlerinin numaralarını açıklıyorlar. Benim bir biletim yok ama olsaydı 33’lü bir sayı olmasını isterdim. 9568433. Neden sırıtıyorsun şimdi? Sinir şey... Hay aksi şeytan... Aklıma bir şiir geldi.. Kelebekler ve ölen bir kadınla ilgili... Kendimi şikayet edeceğim. Uyan!
Uyandım... Önce yerdeki iğneleri toplamam lazım... Yanardağ patlamış... Zirveden aşağıya kırmızı toplar yuvarlanıyormuş.
