27.2.09

Kaç Gecedir Yemyeşil Her Yer

Yavru merdivenden aşağıya doğru indi, daha doğrusu hopladı, her basamak boyunun iki katıydı: Önce ön patilerini alt basamağa indirdi, sonra arkasını hop diye aşağıya aldı; ön patiler, sonra hop. Giriş katını inceledi, kendisine sunulan konserve mamayı geri çevirdi, sonra miyavlayarak tuvalet kutusu istediğini anlattı. Tahta talaşlarını istemedi, yırtılmış gazeteleri, başka bir şey yoksa ne yapalım der gibi müşkülpesent bir tavırla kabul etti. Başka bir şey yoktu: Dışarıdaki toprak tamamen buz tutmuştu.
Konserve kedi maması yemeyi reddetti. Yemeyecekti işte. Ben de onu ıstakoz çorbası ve tavukla besleyecek değildim. Dana kıyması üstünde uzlaşmaya vardık.
Yiyecek konusunda bekar bir gurme kadar güç beğenir oldu hep. Yaşlandıkça da daha beter oluyor. Henüz yavruyken bile duyduğu rahatsızlığı, keyfi ya da naletlikte direnme kararlılığını yediği, yarım yamalak yediği veya yemediği şeylerle anlatabiliyordu. Yeme alışkanlığı etkili bir dil.
...
Anneleriyle yedi sekiz hafta kalan kedi yavruları rahatça yemek yiyorlar ve güvenliler. Ama o kadar ilginç değiller tabii.
Bu kedi yavruyken asla yatağın dışında uyumadı. Ben yatağa girinceye kadar bekler sonra üstümde dolaşıp yer beğenirdi. Yatağın iyice içine girer, ayakucuma gider, omzuma yerleşir ya da yatağın altına sokulurdu. Aşırı hareket ettiğimde, rahatsızlığını belli ederek öfkeyle yer değiştirirdi.
Yatağı düzeltirken istifini bozmaz, yerinden çıkmazdı; battaniye ile çarşaf arasında memnuniyetle, bazen saatlerce kalır, küçücük bir kabartı gibi görünürdü. Okşadığınızda kabartı mırıldar ve miyavlardı. Ancak mecbur kalınca dışarı çıkardı.
Kabartı yatağın içinde hareket eder, kenara gelince durakladı. Yere doğru kayarken heyacanlı bir mır sesi duyulduğu da olurdu. Saygınlığı zedelendiğinden alelacele yalanır, ateş püsküren sarı gözler, gülme gafletinde bulunanlara çevrilirdi. Sonra her bir tüyüne kadar kendinin farkında , sahne ortasına ilerlerdi.
Müşkülpesent bir edayla, zor zahmet yemek yeme zamanı. Tuvalet kutusu zamanı, zerafetle yapılan bir iş. Açık bej rengi kürkü düzeltme zamanı. Bir de oyun zamanı, asla sırf oynamak için değil, ancak seyredildiği zaman.
Kendinin mağrurca farkındaydı, güzellikten başka özelliği olmayan bir kız gibi: Hep içindeki kameraya göre poz veren beden ve yüz, maske gibi yapmacık bir duruş: Bakın ben buyum işte, saldırgan göğüsler, hep hayranlarını arayan, gülmeyen, düşmanca bakan gözler.
...

No comments: