28.3.14

Ratamahatta / Hiç yaşanmamış günler destanı 4

Eğer aşk yoksa insanın hiç tanımadığı bir yabancıyı bu kadar ezbere bilmesi mümkün müydü? Elinde olsa ruhunu ruhuna yapıştırıp üstüne koli bandı sarardı.

Tembel bir pazar sabahı, üzerine pencereden giren güneş ışığı düşen yatağın ucundaki kedinin fokurdamasından başka ses yok. Beyazlar içinde bir yatak. Ucunda tekir bir renk lekesi.

Yukarıdan bakacak olursak, ben yüzüstü yatmışım. Üzerimde pastel mavi askılı bir bluz. Tek kolum yastığın altında, yastığa sarılmışım. Saçlarım kıvırcık ve dağınık, bir kısmı yüzümü saklıyor. Yorgan belime kadar açık, diğer kolum görünmüyor. Ama biliyorum ki yorganın altında ayağım ayağına değiyor. Sen ise sırtüstü yatmışsın, üzerinde kolsuz beyaz bir tshirt. Tek kolun (sağ) göğsünün üstünde, kafan hafifçe sola yatmış. Bir burun profili bahşedilmiş yukarıdan bakan izleyiciye. Boynundaki gümüş kolye cildine dayanmış, bir kısmı da yastıkla boynun arasında kalan o boşlukta nabzınla birlikte minik minik salınıyor. Belli belirsiz. Tshirtünün beli hafifçe açılmış, buğday renkli, lezzetli tenin açıkta. Kedi hala fokurduyor, az sonra uyanacağımı anlamış.

Ben sağdayım, sen solda. Hafifçe uyanıyorum. Sana doğru dönüp, burnumu boynuna saklıyorum, derin bir nefes alıyorum. Sen de hareketleniyorsun. Bacağımı bacağının üzerine atıyorum, kolumu da beline. Sağ kolunu hafifçe aşağı indirerek dirseğimden tutuyorsun. Derin nefeslerle uyumaya devam ediyoruz.

Kedi ön patileri üzerinde gerinip, minik ama dikkatli adımlarla yüzümüze doğru yaklaşıyor. Bel hizamızda kalan boşlukta duruyor, kendini hafifçe sağa atıp yatarak patilerini yalamaya başlıyor. Gözümü hafifçe aralıyıp, gülümsüyorum.

No comments: